“2016’da, normal bir iş bulma çabalarımın başarısızlıkla sonuçlandığı bir dönemde, araç çağırma hizmeti veren Lyft’in ilanı dikkatimi çekti. Denklem basitti: Kendi arabam vardı ve para kazanmam gerekiyordu. Başvuru formunu doldurdum ve yapılan değerlendirmenin ardından Los Angeles sokaklarında direksiyon sallamaya başladım. Zamanla kendimi, kullanıcılardan yüksek puan ve iyi yorum alabilmek için arabamın içini kahvaltılık çeşitleri ve şekerlemelerle doldururken buldum.”

Bu sözler, Uber’in en büyük rakiplerinden biri olan Lyft’te çalışan Sarah Mason‘a ait.

Uber’in kurucusu ve eski CEO’su Travis Kalanick, 2015’teki bir konuşmasında iş hayatının geleceğinin özgürlük ve esnekliğe dayalı olduğunu vurgulamıştı.

Paylaşım ekonomisi, çalışanlarına özgürlük ve esneklik sunuyor ama sınırları yine kendisi belirlemek istiyor. Bunun da en iyi yolu, şüphesiz ki oyunlaştırma.

Burada oyunlaştırmayı -basitçe- puanlama, seviye atlatma, yeni rekabet alanları ve yeni hedefler geliştirme şeklinde tanımlayabiliriz. Lyft sürücülerine her sabah gönderilen “3 gün içinde 37 sefer yap, 50 dolar bonusu kap” benzeri mesajlar gibi mesela.

Sarah Mason, özgürlük ve esneklik vaadiyle parlatılan paylaşım ekonomisinin bitmek bilmez koşturmacasını ve işlerin nasıl yürüdüğünü Guardian‘da uzun uzun anlatıyor.