Bilim insanları, 30 yılı aşkın süredir plastiğin doğaya karşı zararlı etkileri konusunda sayısız araştırma yayınlayarak insanları uyarıyor. 1990’ların başında, okyanus ve denizlerdeki çöplerin yüzde 60 ila yüzde 80’inin doğa tarafından parçalanamayan plastik olduğu kanıtlandı.

2004 yılında okyanus bilimci Richard Thompson “mikroplastik” terimini bilim dünyasına kazandırarak, deniz canlıları ve onları tüketen insanları tehdit eden önemli sorunu gözler önüne serdi. 2015 yılında Georgia Üniversitesi, deniz ve okyanuslara giren plastik atık hacminin yılda 4.8 milyon ton ila 12.7 milyon ton arasında değiştiğini; bu miktarın 2025 yılında ise iki katına çıkacağını açıkladı.

Plastiğin zararlı etkilerinin yıllardır bilinmesine rağmen özellikle son iki yıldır, plastik hareketi akımlar güçlü bir şekilde ivme kazanmaya başladı. Plastik karşıtı bilinçlendirme ve farkındalık kampanyalarının sayısında ciddi artışlar yaşanmaya başladı. California Üniversitesi’nde görev yapan endüstriyel ekolojist Roland Geyer sözleri durumu özetliyor: “2006 ile 2016 yılları arasında, plastik hakkında toplam 10 röportaj talebi aldım. Son 2 yılda ise 200 röportaj isteği geldi.”

Peki plastik karşıtı hareketler ve plastiğin zararlarına yönelik iletişim çalışmaları neden şimdi ivme kazandı? Çalışmaların fark yaratma şansı var mı, yoksa insanlık denizleri kurtarmak için geç mi kaldı? Stephen Buranyi kaleme aldığı makalede tüm bakış açılarını değerlendiriyor.